How to download images from your Medium data export

It works!

Recently I wanted to leave medium.com and go back to wordpress. I exported my data, and found out that images were just not included. Also, medium included only links to small images. I was very frustrated and I wrote this tool.

https://github.com/midorikocak/medium-images-downloader

Install

  • First make a backup copy of your medium-export directory.
  • Copy composer.json and images-downloader.php from this repository to your medium-export backup directory and use command
$ composer install
  • Usage
  • Go to your medium-export backup directory and run this command
$ php images-downloader.php
  • Go to exports folder.

How it works

Let me tell you how it works:

  • First it searches for the medium export files in the directory you are in. Medium files have names like YYYY-MM-DD-whatever-(Hash with 12 hex digits).html
  • After it searches your files for images. Exported Image links by medium are small (400/800 etc). So this tool replaces the url and gets the original file.
  • Downloads all images to export/img folder.
  • Then it replaces all image links in your html files, and saves them to export folder.
  • Original html exports stays the same.

It downloads all files, so it can take some time.

(You can also check the source if you want to write simple web crawlers.)

Thanks.

Medium.com’daki son yazım

Panopticon

Medium.com’daki yazılarımı kaldırmaya karar verdim. Medium resmi Türkçe yazıları kapattıktan sonra Türkçe Yayın isimli kaçak türkçe yayın yapan şahıs yazıların içine benden izinsiz reklam koymaya kalktıktan sonra medium.com’dan hepten soğudum. Yine eskisi gibi yazılarıma meraklibilisimci.com’da devam edeceğim. Sebebi de şu; Medium, güzel bir okuma deneyimi sağlamasına rağmen blog sitelerinin ve yazılarının merkezileşmesine hizmet ediyor. Merkezileşen, çeşitliliğini kaybeden internet ise sadece büyük merkezi yapıların ve şirketlerin şişmesine ve kârlarına kâr eklemelerine neden oluyor.

Son yaşanan facebook krizi de bu nedenle çıktı. Merkezileşen ve bağımsızlığını kaybeden bir internet ortamında, medium.com aşırı güce sahip hale geliyor, insanların sitede ne kadar vakit geçirdiğini, ne okuduğunu öğrenebiliyor ve algoritmalarıyla, ana sayfada gösterdiği yazılarla sizi manipüle ederek yönlendirebiliyor. Aynı sorun google için de, youtube için de geçerli. Google yerine DuckDuckGo ve gmail yerine de protonmail kullanmaya karar verdim. DuckDuckGo ücretsiz ancak protonmail paralı. Bunun yanında facebook’un sahip olduğu whatsapp yerine Signal kullanacağım. Facebook ve instagram hesaplarımı ise sonsuza dek siliyorum.

Bağımsız kendimize ait (parasını benim ödediğim sunucuda) kimse benim internet sitesinde ne kadar vakit geçirip hangi yazımı okumuş okumamış bilemez, verilerime sadece ben sahip olabilirim. Tabii ayda min 5$ ödemek mecburiyetindeyim bu özgürlüğü yaşamak için.

Ücretsiz kaliteli yazma ve okuma deneyimi sağlayan medium bile ücretsiz değil ve ben bu durumdan çok ama çok rahatsızım. Bu yüzden eski yazılarımı tek tek kendi sunucuma taşıyacağım.

Sevgilerle kalın.
Midori Koçak

2018 yılında hala PHP öğrenmeye değer mi?

https://dev.to/mporam/is-php-relevant–1np

Dev.to platformunda Mike Oram tarafından yayınlanan “Is PHP relevant?” adlı yazının Türkçe çevirisidir.

Bana akademisyenler, iş başvurusu yapanlar hatta diğer geliştiriciler tarafından en sık sorulan sorulardan biri “Neden PHP öğretiyorsun?” hatta bazen “PHP ölü bir dil değil mi?” sorusudur.

En başından bu konuda gayet açık olayım. PHP ÖLÜ BİR DİL DEĞİLDİR.

2017 yılının aralık ayında, PHP internette server tarafında kullanılan programlama dillerinin %83’ünü oluşturuyordu. Bu sonucu PHP tabanlı WordPress gibi içerik yönetim sistemlerine borçluyuz, ama bu hazır içerik yönetim sistemlerini bu orandan çıkarsak dahi, PHP web’in %54’ünden fazlasına güç vermekte. Zaten, aşağıdaki grafiğe bakarsanız, PHP’nin market payı 2017 yılında gayet tutarlıymış hatta artış göstermiş.


Eylül ayında ‘IT endüstrisi için uygun’ yetenek ve teknolojiler hakkında bir blog yazısı yazmıştım. O blog yazısını yazdığım sırada, PHP ve Javascript iş pazarında açık ara aranan özelliklerdendi. Hala da böyledir. Tesadüfi olmayan bir şekilde, akademide en çok vakit ayırdığımız iki dil de PHP ve JavaScript’tir.

Şimdi, yeni programcılara en çok öğretilen diğer dillerin kullanım istatistiklerine bir göz atalım. Üniversiteler Java veya C’ye odaklanmaya yatkınlar. Bunun sonucunda bir çok girişim uygulamalarını bu dilleri kullanarak geliştirmekte. Tüm bu çabaların sonucunda Java server tarafındaki uygulamaların %2.5’una güç veriyor. C hiç bir yerde görülmemekle beraber, bazen üniversitelerde öğretilen ASP.NET %14.2 oranına ulaşabilmiş. Programlama workshoplarında en popüler olan Python, Ruby veya sunucu tabanlı JavaScript dillerinin hepsini birden topladığımıza, internettin sadece %1.2’sine güç verebilmişler. Sunucu taraflı JavaScript (node.js) en hızlı artan sunucu taraflı teknoloji olmasına rağmen halen az kullanılıyor ancak tabiiki öğrenilmeli. (Biz akademik takvimimizde Node.js öğretmeye 1 hafta ayırıyoruz)

Techrepublic kısa bir zaman önce 2018 yılında öğrenilmesi gereken “top” dilleri sıraladığı, PHP ve JavaScipt’in ilk 6 ya girdiği, PHP’nin 2017 yılında 9’unculuktan 6’ncılığa yükseldiği bir makale yayınladı.

Peki neden bir sürü kişi PHP’nin uygunsuz ya da ölü bir dil olduğunu iddia ediyor?

Bunun, benim gördüğüm iki ana nedeni var. Birincisi, bu geliştiriciler arasında dolaşıp duran bir söylentiden ibaret. PHP, ilk zamanlarında görece olarak yavaş, nereye gittiği belli olmayan ve bir sürü tutarsızlığa sahip bir dildi. Yıllar boyunca PHP bayağı bir gelişti, hatta 2009 yılında 5.3 sürümünün yayınlanmasından beri, eski şikayetlerin çoğu düzeltildi. En son sürüm (7.1) son derece hızlı, modern ve güçlü bir şekilde nesne yönelimliliğe odaklanan bir dildir.

İkincisi, PHP esnek ve “loosely typed” yani kesin tür belirtilmemiş bir dildir. Bu, metin editörünü açıp hızlı yazılım geliştirmeye olanak verse de, kolayca kötü kod üretmeye de yol açmakta. Yani kendi başarısının bir kurbanı olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak, düzgün bir şekil yazıldığında, ve DRY, SOLID ve MVC gibi (bizim de akademide öğrettiğimiz) metodolojiler kullanıldığında, PHP gerçekten güçlü, iyi bir çeşitliliğe sahip, bir çok şeyleri sunabilecek hızlı bir dildir.

Yani, PHP ölmedi. Her dilde olduğu gibi kendine özgü kusurları olsa da, bırakalım istatistikler bizim yerimize bu iddialara cevap versin.

Şanslıysanız, işiniz varsa ve keyfiniz yerindeyse


Herkes sizin kadar şanslı değil. Oturun, etrafınızdaki insanlara iş paslayın, yardım edin, dayanışın. Yarın siz de işsiz kalabilirsiniz. Üstelik bugün yaptığınız iyilik, size yarın daha fazla bir şekilde geri dönecektir.

Kimsenin hayatına imrenmiyorum. 33 Yaşındayım. “Projelerle PHP7” adlı basılmış programlama kitabım var. İngilizce, İtalyanca, Çekçe, biraz Japonca konuşabiliyorum. PHP, Objective-C, Java, Javascript biliyorum. PHP diline katkı yapan tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Bütün bunlara rağmen, cinsel kimliğimden dolayı ayrımcılığa uğradığım için işsizim. Bir sürü insan işyerlerinde mobbinge, ücretsiz ek mesaiye, sigortasız çalışmaya maruz kalıyor. Eğer rahatınız yerindeyse ve şansınız yaver gidiyorsa, verdiğiniz emeklerin karşılığını alabiliyorsanız, etrafınızdaki, size tembelmiş gibi görünen insanları eleştirmeyin. Çünkü en yakınımdaki insanların, çaba göstermediğimi ve tembellik ettiğimi iddia etmelerinden bıktım usandım.

Herhalde geçen yıl ağustosta işsiz kaldığımdan beri bin işe başvurmuşumdur. Tek bahane, evet teknik olarak aradğımız kişisin ama pozisyonu başkasıyla kapattık. Aynı bahaneyi kiralamak için ev ararken de duyuyorum. Evet, bu evi beğendim diyorum, a pardon, başkasına söz vermiştik diyorlar. Siz şanslı, azimli, çalışkan olabilirsiniz, ancak kapitalist sistemin ezdiği üzdüğü yorduğu insanların şikayetlerini duyarsanız, aman öf deyip harcamayınız. Kitabı olan Bilgisayar Mühendisiyim efendim, kendi seviyemden aşağı işlere de girmeyi denedim, ancak hiçbir işe “farklı” insanları almıyorlar. Türkiye ve doğu avrupa ülkelerinde nepotizm var, ancak homofobi ve transfobi heryerde. Hollanda’da bile başıma geldi.

Eğer yine de size cahil gibi, lümpen gibi görünen, hayatta amacı olmadığını düşündüğünüz insanları eleştirecekseniz, şunu bilmenizde yarar var: Bu insanlar kendileri bilinçle bu konuma gelmediler. Bu konuma onları burjuva ekonomik sistemi getirdi. Daha ucuz işgücü amacı ile lümpenleştirilen kitlelerin sonucudur onlar. Alt yapı kurumları üst yapı kurumlarını belirliyor. Yani toplumların geçim biçimleri onların kültürel, entelektüel yapılarını belirliyor. Daha henüz şehirleşmiş, daha tarım toplumundan, sanayi ya da bilim toplumuna geçememiş kitlelerden kaderciliğin dışına çıkmalarını beklemek haksızlık olur. Sonbaharda yaptığı yatırımın getirisini bir sonraki yaz alacak olan kitle tabii ki kaderini tanrıya dine tılsıma duaya büyüye bağlayacak. Üretim ilişkileri değişmeden bu kitleden proaktif bir şekilde kendilerini geliştirmeleri beklenmez. Ayrıca bu kitle, ekonomik sistem için en ideal kitle, eğer eğitimli bilinçli olursa, içinde bulunduğu durumu değiştirmek isteyecek ve ucuz işgücü olmaktan çıkacak. Bu kitlenin böyle olması için ilkokuldan itibaren ifade düşünce mekanikleri sistematik olarak bastırılıyor.

Tabii bu benim tahlilim, katılırsınız katılmazsınız. Bir de bunun dışında gerçekten çaresiz olan kitle var, benim gibi, ya da taşeron işçiler gibi, aladağ’da tarikat yurduna mahkum edilen aileler ya da KHK ile işten çıkarılan solcu akademisyenler gibi. Demek istediğim, kızmanın, eleştirmenin de çözüm olmadığı. İlerici olan toplum kesimlerinin kendi alternatif toplumsal yapılarını kurmaları gerekiyor. En basitinden otobüs duraklarındaki kütüphaneler ya da ücretsiz eğitim seminerleri gibi. (Gerçi geçen gördüm, duraktaki bütün kitapları çalmış hayvanoğlu hayvanlar) Eleştirmek yerine insanları uyuşukluktan çıkaracak pragmatik yapıların tasarlanması gerekir diyorum.

Sonuçta her gün ay hafta yıl, durmaksızın sübyan mektebinden, okullarda dağıtılan saçma sapan kitaplara kadar çalışan bir uyuşuklaştırıcı gerici kuvvet var. Mesela hergün yarın işsiz kalıp kalmayacağı konusunda endişe duyan taşeron yüksek gerilim işçisinin, neden sağlığını düşünmeyip sigara içtiğini eleştirmem.

Şimdilik bu kadar. Sağlıcakla kalın.

Kalpsiz Devlet

Açığa alındım, işimi geri istiyorum. Nuriye Gülmen

İşten yorgun argın geldiniz, öğrencileriniz bugün baya enerjiktiler ve sizi sorularıyla yordular, merdivenleri çıkarken belki de bacaklarınız sızladı, kapının kenarına sıkıştırılmış bir zarf gördünüz, zarfı açtığınızda, bilmem hangi ilin bilmem hangi ilçe adliyesinin, bilmem hangi savcısının makul şüphesi nedeniyle işinizden uzaklaştırıldığınızı, açığa alındığınızı öğreniyorsunuz. Ertesi gün gidebileceğiniz bir işiniz yok.

Dilekçeyle ilgili makamlara itiraz ettiniz, çünkü işsiz kalmanız demek, kiranızı ödeyememeniz, cebinizde beş kuruş paranızın olmaması, etraftaki insanlara, akrabalara karşı boynunuzun bükük olması demek. Dilekçeniz belki reddedildi, belki de incelenmesi aylar sonraya ertelendi ya da hiçbir cevap alamadınız, çünkü dilekçenize cevap verecek kurum, ‘erk’, yani devlet, yani güç sahibi, sizi işten atabilir, işe alabilir, hastaysanız size aylar sonrasına ameliyat tarihi verebilir, isterse de tanıdığınız varsa, yani puanınız yüksekse, torpiliniz varsa, aynı haftaya da tarih verir, böylece ameliyat sırasında ölmezsiniz.

Dilekçenize verilen cevapta normal prosedürü beklemeniz söylendi, fakat kimse nasıl aç kalmayacağınıza dair birşey söylemedi. İşinden atılan bir insan, ne yer, ne içer, nasıl hayatta kalır kimse bilmez. Ya bunalıma girip intihar etmeniz, ya da aç kalıp ölmeniz beklenir. Çünkü devlet kalpsizdir, gücü ve iktidarı ya da herhangi bir ünvanı ele geçirenler, tıpkı Stanford deneyindeki gibi insanlıktan çıkarlar, canavarlaşırlar.

Bir insanın işinin olmaması öyle kötü bir şey ki. Sabah uyandığınızda yapacağınız hiçbir şey yok. Geleceğinizi düşündüğünüzde, göğsünüze bastıran bir ağırlık, insanların yüzüne bakarken hissettiğiniz eziklik. Kendim, 1 sene 4 aydır işsizim, 1 yıl önce kimliğimden ötürü saldırıya uğradım, şikayetçi olduğum devlet erkek şiddetine karşı beni haksız bularak, bana fiziksel olarak saldıran ve kamera kayıtlarını silen şahsa neredeyse ödül verdi. İtiraz ettiğim halde delil yetersizliğinden dolayı hiçbir sonuç alamadım. 1 yıldır bu olayın travmasını atlatmaya çalışıyorum. 1 yıldır işsizliğimin yanında kalpsiz bir devletten yardım bekliyorum. Kalpsiz devletin ne olduğunu çok iyi biliyorum.

Erk ya da iktidar denen olgu, bir kişiye başka insanların üzerinde tahakküm kurma gücünü veren varlıktır. Her türlü hiyerarşi, başkan, başkan yardımcısı erke ve iktidara, yani kalpsizliğe, vicdansızlığa, ahlaksızlığa ve insanlıktan çıkmışlığa atılmış bir adımdır. Bugün işyerinde herhangi bir çalışanına gıcıklık yapan (aslında mobbing uygulayan) kişi kalpsiz iktidardır. (Not: size yapılan şaka sizi güldürmediyse, bu mobbing’dir.) Gönüllüsü olduğunuz dernek, dediklerinizi, önerilerinizi dikkate almayıp sizi görmezden geliyorsa, belli bir politbüro içerisinde bir inisiasyondan geçmeniz bekleniyorsa, grubun tek bir üyesinin eline geçirdiği güç ya da adminlik sayesinde sizi gruptan atma yetkisi varsa, bu yine mobbingdir, sorundan kaçmaktır, aynı iktidar erkinin devlet gücünün yeniden canlandırılmasıdır.

İster sağ, ister sol, isterse futbol klüplerinin taraftar derneklerinde, başkan, başkanlık divanı üyesi, başkan yardımcısı, merkez yönetim kurulu, karar komitesi gibi absürd ünvanlar ve bu ünvanların peşinde koşan insanlar olduğunu görmek, insanların toplumda kendi kişilikleri ve kendilikleri ile saygı ve sevgi görmediklerinin en büyük göstergesi. Dandik bir facebook grubunun admini bile, grup admini olduğu veya etrafına ne kadar çok kişi topladığı ile övünüp, bu övgülerden kendine başkanlık çıkartabiliyor, bu minik başkanların çevrelerinde yine onlara övgüler dizerek, bir sosyal puan, bir paye bir fayda elde etmeye çalışan hüzünlü insanlar toplulukları da mevcut.

Özellikle Türkiye’de iktidar demek, fayda demek. Oportünizmin geniş kitlelere yayıldığı 2017 yılında, kemikleşmiş iktidar, oğlunu işe yerleştirdiği, sana kaymakamlıktan yardım çıkardığı ve sen uslu olduğun sürece seni beslediği, ancak HES’lere, ağaçların ve doğanın katledilmesine, haksız işten çıkarmalara, taşeronlaşmaya ses çıkarırsan ve buna karşı yazıcıdan bastığın fikirlerini sokakta dağıtırsan örgüt üyesi ve saçma sapan iftiralarla seni terörist olmakla suçlayan varlıktır. Öyle bir devlet örgütü ki, başındaki adamın keyfine göre yapılacak havalimanının yeri değişebiliyor ve bunu kimse sorgulamıyor. Bu kişi bu havalimanının yerini dikte ediyor, ve ona diktatör denmesi kriminal bir olgu. Karşı çıkanları, ‘rahatsız olsanız da, olmasanız da’ diyerek hakir görüp aşağılayan iktidar zihniyeti, en büyük bin odalı saraylardan, en abuk ilçe belediyelerine ve 50, 100 kişilik sol örgütlerden, bilmem kaç bin kişilik mail gruplarına kadar kanser gibi yayılmış vaziyette.

Bütün bunların sebebi, kendi yerini hiyerarşilerle, başkanlarla, dışladığı çatlak seslerle sağlamlaştırmaya çalışan, burjuva ekonomik sistemi, ve bu sistemin aşağılıklaştırdığı, çıkarcılaştırdığı, “benim derdim değil”, “prosedür böyle”, “önce MYK karar verecek” diyebilen kalpsiz insanlardır. Devlet, dernek, mail grubu ya da facebook grubu insanlardan oluşur, kurumlar sadece hava, cıva ve soyut varlıklardır. Bu kurumlar ve iktidar, tıpkı herkesin kağıt paranın değeri olduğuna inandığı için değerli olmaları gibi, olmayan bir gücün kendilerinde olduğunu inandırmaya çalışırlar. Güçlü makineleri olan ve insanlığa faydalı ürünler üreten bir fabrika gibi değil de, insanların yıllar önce bozulmuş makineleri çalışıyor gibi göstermek için ellerinde çubuklarla tak tuk sesler çıkarıp, sadece korku, şer ve fesatlı ürettiği yapılara dönüşmüşlerdir.

Taşerona karşı çıktı diye sokağa atılan, açlığa mahkum edilen bir işçi, gay olduğu ve genel ahlak gerekçesiyle işinden atılan polis, transseksüel olduğu gerekçesiyle işten atılan ve dayak yiyen yazılım mühendisi, solcu olduğu ve iktidarı reddettiği, halkın iktidarını savunduğu gerekçesiyle işinden atılan akademisyen ve öğretim üyesi, burjuva iktidarının ibretlikleridir. Ancak bu iktidar sadece içi boş, hiçbir bilim, yenilik, mutluluk üretmeyen bunun yerine, kendi iktidarına yakın yayın organlarında sefillik, ahlaksızlık, hakaret, iftira ve pislik üreten bir gulyabanidir.

Ve gulyabani yoktur, olamaz.

Hayvanlık Kültürü


Hayvanlara hakaret olur klişesini sevmesem de, yine de burada tekrar etmek zorundayım. Bir takım hayvanlar, askerde gazi olmuş insanları kovalayıp, engelli olmalarından daha da güç alıp, yanlarındaki 2 yaşındaki çocuğa ve kadınlara varacak kadar şuursuzlaşıp saldırmışlar. Olayın mağdurları gazi oldukları için, tüm Türkiye’de bir infial oluşmuş ve normalde savcılıkta şıp diye serbest kalacak olan darp faili olan bu şerefsiz insanlık artıkları, tutuklanmışlar. Peki ya gazi olmasalardı ya da bu olay medyaya yansımasaydı? Zaten her gün böyle oluyor.

Türkiye, kendisini yaşadığım ve uzaktan gözlediğim yıllar içinde insanlık, efendilik, kibarlık ve adab-ı muaşeret yönünde erimeye devam etti ve ediyor. Efendi olmanın, kibar olmanın ibne olmakla eşdeğer sayıldığı ülkenin eskiden beri böyle olmadığı, tee osmanlıdan kalan “istanbul beyefendisi” kavramından bellidir. Tanzimat’tan beri adam olsun diye uğraşılan birtakım hayvanların, moderniteye karşı, hayvanlık kültürünü bayrak edinip, kimi zaman külhanbeyi, kimi zaman kadın döven koca, kimi zaman da ibrahim tatlıses şeklinde ortata çıkmalarının sebebi, ülkede pohpohlanan lümpen proleter kültürdür. Asla erişemeyeceği burjuva sınıfının yaşam koşullarına taksitli telefonuyla röntgencilik yapan bu hayvanlar kültürü, sadece gerici veya sağcı değildir, solcu, demokrat, aydın modelleri de mevcuttur. Bu tip hayvanoğlu hayvanlar, yüksek oranda erkek cinsiyetine mensup olup, az da olsa bankalarda orda burda mobbing yapan dişi örnekleri de mevcuttur. Güçsüze karşı güçlünün, mazluma karşı zalimin ilk saniyede yer alan bu güruh, hedef alacağı kişileri özellikle kendilerinden zayıf olarak gördükleri kadınlar, engelliler ya da kendini savunamayacak kadar hasta veya yaşlı olan kişiler arasından seçerler, çünkü içlerinde ne kadar, ezik, aciz, zavallı ve özgüvensiz yaratıklar olduklarını bilirler. Böyle hayvanların, sadece lümpen proleterya olmaları gerekmez, ofis saatinde kapıyı kitleyip içeride oturan üniversite hocası, öğretim üyesi modelleri de mevcuttur.

Her gün biryerlerde güçlü güçsüzü eziyor. Erkekler bir sürü kadını öldürünce haber oluyor, ama her gün bir sürü erkek bir sürü kadını dövüyor. Bir sürü patron çalışanlarına mobbing uyguluyor. Koskoca devlet, çalışanlarını işsiz kalmakla korkutuyor. Hep bir güçlü güçsüz ilişkisi var ve güçlü özellikle kendine kanını emeceği güçsüzler arıyor.

En büyük sloganları, “Git nereye şikayet edersen et” olan bu hayvanlar, asla kendilerinin cezalandırılmayacaklarını bilirler, çünkü bu şerefsiz insanlık artıkları, burjuva kapitalist sistemin önemli dişlilerindendir, böyle şerefsizlerin, mobbingcilerin, dayakçı polislerin, trafik magandalarının olması kapitalist sistemin işine gelir, çünkü her koşulda hayattaki eşitsizliği ve haksızlığı normalleştirmemizi ve kabul etmemizi sağlarlar. Devlet bu nedenle sağlık çalışanlarını döven hayvanoğlu hayvanları içeri atmaz, hatta kendisi sağlık çalışanlarını döver, ezer mobbing yapar. Devlet, istese, ister Amerika’da ister Avrupa’da, ister Türkiye’de tüm evsiz olanlara, ya da bir kirayı ödemese evsiz kalacaklara, ücretsiz başlarını sokabilecekleri ev verebilir, ama Ali Şen tiplemeli üçkağıtçı hayvanların azcık kirayı geciktirsen tepene binmesine izin verir. Halkın korkusu, devletin ve burjuva kapitalist sisteminin en temel yakıtıdır. Herkese yetecek kadar yemek olduğu, israfın ve verimsizliğin alıp başını gittiği bu iğren sistemde, açlıktan ölen bebeklerin olması, aç kalma korkusuyla senin o ilkokul mezunu, ağzı kokan, deodoranttan haberi olmayan, memleketteki tarlayı satan hıyar burjuvanın yanında asgari ücretle işe girmeni sağlar.

Sokakta dayak yeme, tecavüze uğrama korkusu, devletin eli silahlı adamları olan polisleri (Norveç’te silah taşımıyor polisler), 30 gün sorgusuz sualsiz, avukat görmeden gözaltına alınabildiğin terörle mücadele yasasını, etrafta “racon kesen” faşist mafya bozuntularını normal ve gerekli olarak görmeni sağlar.

Diktatörlük bozuntusu, medeniyetin gömüldüğü ülkelerde, güce tapılmasının sebebi korkudur. Para birimine güven olmadığı için yastık altı altın vardır. Devlete güven olmadığı için mafya mufya vardır, insanlara güven olmadığı için polis vardır, patrona güven olmadığı için, para biriktirilir, geleceğe korkuyla bakılır. Geleceğe korkuyla bakan kişi, hayatında büyük devrimler yapmaz, istemez, her türlü değişiklikten korkar, işçiyse işçi kalır, sistem de bunu ister.

İkide birde flakka dehşeti, bonzai dehşeti diye haberler yapılıyor. Devlet dediğimiz her türlü sınır kapılarında, havalimanlarında, hastanelerde ve adliyelerde yaşayan çürümüş aygıt, bilmiyor mu flakkayı, bonzaiyi? Eroin, kokain üretilmesi, tüketilmesi pahalı olan şeyler, ucuz sentetik siksok uyuşturucuyu piyasaya hangi hedef kitleyi hedefleyerek çıkarsın? Parasız üniversite öğrencisi de olur, işsiz de olur, evsiz de olur. Zombi korkusu seni devletine, işine daha çok bağlar ve adamın şirketin veliahtı diye seni sömürmeye devam etmesini daha çooook kabul eder, daha çook sokaktaki solcuyla dalga geçersin.

Huzurlu bir toplumun tek koşulu, insanların ve yönetenlerin birbirlerine, birbirlerinin farklılıklarına, yaşama ve insan haklarına saygı göstermesidir. Eğer toplum huzurlu ve mutlu olursa, araştırma, sorgulama başlar ve diktatörlük ve kitleleri bunu istemezler.

Şimdilik bu kadar.

36 saat nöbet olmaz.

36 saat nöbet olmaz. 24 Saat’de olmaz. Üç kişinin işini bir kişiye yaptıramazsın.


Bu yazıyı Dr. Ece Ceyda Güdemek, Yağmur Çavuşoğlu, Dr. Engin Karakuş ve Nadide Kısa’ya ithaf ediyorum.

En basitinden başlayalım; hep duymuşsunuzdur, 8 saat uyku neye yarar, bir günün üçte biri gidiyor, insan verimsizleşiyor dendiğini. Hatta 8 saat uyku uyuyanları aptal ilan etmeye varacak kadar ileri giden şuursuz yazarlar var. Onlar seminer verdikleri patronlara yaranmak için konuşadursunlar, biz işin bilimsel kısmına inelim:

  1. Yapılan araştırmaya göre 2000 yılından 2013 yılına kadar olan 2674 intihar vakası incelendiğinde, az uyuyan kişilerin intihar riskinin daha yüksek olduğu görülmüş.
  2. 10,000 yetişkinle yapılan bir araştırma, az uyku uyuyan kişilerde depresyon riskinin, 8 saat uyuyan kişilere göre 5 kat daha yüksek olduğunu göstermiş.
  3. İngiliz ve İtalyan araştırmacılar, 25 yılda toplam 1,3 milyon kişiyle yapılmış 16 ayrı araştırmayı incelemişler ve 6 saatten az uyuyan kişilerin erken ölüm riskiyle karşı karşıya olduklarını saptamışlar. Aynı çalışmada uyku saatlerini 7 saatten 5 saate indiren kişilerin 1.7 kat daha fazla ölüm riskinin olduğu ortaya çıkmış.
  4. Başka bir araştırma az uyuyanlarda hafıza, algı, karar verme ve öğrenme sorunlarının ortaya çıktığını göstermiş.
  5. 2013 yılında yapılan bir araştırmada, uykusu engellenen bireylerde bağışıklık sisteminin tepki gösterdiği, astım ve alerji hastalıklarında görülen etkilerin ortaya çıktığı belirtilmiş.
  6. 2014 yılında Amerika’da yapılan bir araştırma 8 saatten az uyuyan çocuklarda obezite riskinin daha yüksek olduğu kanıtlanmış.

İş sağlığı ve iş güvenliği yönetmeliğinin 5. maddesine göre “İşveren, işle ilgili her konuda işçilerin sağlık ve güvenliğini korumakla” yükümlüdür. Yani hiçbir işveren sizi, sağlığınızı bozacak eylemlere, hiçbir koşulda zorlayamaz. Ruh sağlığı da buna dahil. İmkansız performans hedefleriyle, ek mesaiye çalışanı zorlamak, mobbing uygulamak suçtur ve her şeyden öte insanlık dışıdır. Mobbinge maruz kalırsanız, geceleri uyuyamazsınız, depresyona girersiniz ve intihar riskiniz artar. Mobbing, yani psikolojik taciz, uzun çalışma süreleri, baskı, sağlıksız çalışma ortamı, cevap vermeye tenezzül etmeyen Tıp hocaları elbirliğyle bu suçun işleyicisidirler.

İşin daha acı kısmı, ister mavi yakalı, ister beyaz yakalı çalışanlar olarak, sağlığımızı tehdit eden koşulları kendi isteğimizle, “performans”, “iç girişimcilik”, “verimlilik”, “sadece aptallar 8 saat uyur”, “CEO olmaya giden yol”, gibi kötü niyetli başlıklarla, coşkuyla kabul etmemizin beklenmesi. Ne patronununuz, ne ünlü yaşam koçu, ne patron ve iş aşığı beyaz yakalı arkadaşınız, ne de kötü niyetli herhangi bir kimse sizin sağlığınızdan daha önemli ve değerli değildir. Sağlığınız, sadece öksürmüyor olmanız değil, yaşama bağlılığınız, zor koşullar ve durumlar karşısında intihar etmenin aklınıza gelmemesidir de ayrıca. Eğer intihar düşüncesi aklınıza geliyorsa, lütfen size en yakın ruh sağlığı hastanesinin acil servisine başvurun. Numaraları da burada.

Beyin kimyamız, uykusuzluk, yeme bozuklukları, çevresel etkiler gibi nedenlerden dolayı bozulmuş olabilir. Buna karşın önce sağlığımızı, sonra da haysiyetimizi kötü niyetli, gözünü kâr hırsı bürümüş kişilere karşı koruyacağız.

Dayanışmayla kalın;

Midori Kocak
Yazar & Bilgisayar Mühendisi

Diğer kaynaklar:
https://vanwinkles.com/the-confusing-relationship-between-insomnia-depression-and-suicide
https://www.healthline.com/health/science-sleep-why-you-need-7-8-hours-night#get-more-sleep7

How to respect women in your IT company

Whether you are a developer, project manager or CEO of the IT company, there are some rules that you should know when you work with other women.


You would be aware of underrepresentation of women in Tech, pay gaps, nitpicking or even sexual harassment. Besides all of these problems, there exists one major thing that decreases women’s productivity: everyday micro-aggressions from men to women. Some of them are intentional, but I believe most of them are unintentional. This kind of micro-aggressions could differ from saying inappropriate things about your female colleague’s clothing to writing a horrible anti-diversity manifesto. In order to protect your company from being the center of the next anti diversity scandal, it’s good to remember things that I am going to write in this article.

1. Accept Women

First things first. Women are capable of programming. Programming is not a male specific job. Scientists say women write even better code than their male counterparts. Also, women were dominating the computer related jobs when it was seen like a secretary job that usually considered women’s job before 1980’s. So you have to get rid of the idea that says “girls can’t code” when world’s first programmer is a woman. Also, you shouldn’t encourage a professional workplace that excludes LGBT, people of color, women when hiring, because diversity means profit for your company.

2. Women aren’t men

So you don’t do locker room talk when you are working. I was shocked when I visited Book A Tiger company in Berlin, the 5 all male developer team was visiting facebook profiles of the female candidates and commenting on their body proportions. That’s very very bad. Women tend to adapt and most of the time adaptive women start to act like bros in the team. That’s also bad. I am not telling that women are sensitive snowflakes, but you should not talk, comment or joke about your or someone else’s genitals, sex life, body proportions or their clothes at any time.

3. Women aren’t ornaments

You shouldn’t hire women for your marketing efforts which proves that your company is a modern, diverse company. You cannot fake the goodwill. Otherwise you will end like github as stated by Coraline Ada Ehmke. In massive interactive I saw managers saying things like “I love girl devs in my team”. Firstly, they are not your devs and you don’t possess them. Also calling women as girls or girl devs is disrespectful. Just act respectfully to the women, and don’t say things to women that you don’t say to men in your team.

4. Don’t do things to women that you don’t do with men in your team

Do not pay women less, if two people are doing the same job. Also you should have some effort to hire a woman when all of your engineers are men. Don’t use excuses like “we can’t find them” because there are many talented and unemployed women in software business who are struggling to find a job, including me.

5. Do not interrupt women when they are talking.

Another disgusting thing is to interrupt a woman, steal her idea that she said 5 minutes ago and rephrase the idea as your proposition. It happened to me and I hear it’s not uncommon. In Massive Interactive I was always questioned about my code, coding style and my working hours, sometimes even though I had serious medical conditions, it wasn’t important, I had to report when I was going early to home or about my architectural decisions which I was responsible of. The male colleague who was doing exact same thing (the second IOS developer in our project), could go to his home early, without notifying his managers, and it wasn’t a problem at all. But if I’d do the same thing, I was yelled at least 10 minutes.

I hear that nitpicking is not also an uncommon thing and one of common micro-aggressions from men to women. I feel the nitpicking when I send some code to some company for being hired(Toptal, Google, Future 500), I am sure they would accept the same code coming from a male. This is not an assumption, this is science.

Give equal chances to talk in the meetings, do not conclude meetings without women being heard. Ask them their opinion. If they do not accept something, do not consider them bitching or whining, or do not fire them.

6. Don’t do inappropriate things with women

If a woman in workplace smiles to you, do not consider this behavior as flirting. Also, if you need my advice, don’t flirt in your company at all. Don’t give nice compliments that you are not doing to your male counterparts. Don’t ever ask questions about their personal life, their age or their family. Never talk about sexuality, something related with sex when you are in the working place and if the woman does not give you their conscious consent, outside of your company too. I really hate when someone approaches me asking something related with book and turns the topic to their personal life. Nobody is interested with your personal life even you are George Clooney. I don’t think even the George Clooney talks about his personal life or personal lives people around him, when they are working. A sterile work place is very important for the work. It can even kill you like Lapa Flight 3142 or ruin your company’s reputation like UBER.

Don’t touch women, other than handshaking please.

7. Have a plan if you want to hire different people

This item in the list is not confined to women only. If you intend to hire a person of diversity, have a plan about it. For example, I had 3 skype interviews of 2 hours in 1,5 months with Future 500, they examined my code, opening my side projects from github, asked hundreds of open ended questions, wanted to see me live coding. I did all of that and at the end their excuse was “I was bad at technical communication” This was, at the end, utterly stupid excuse, because I wrote a technical book that was sold out in 8 months. I do not believe that any of their candidates or employees in their all white-male team has a similar achievement. Do not waste people’s time if you don’t intend to change your all white-male developer team.

Consequently, I do not believe that most of the men are doing those kind of micro-aggressions intentionally. All those behavioral patterns are inherited from generation to generation, arise from centuries ago. There are, of course, disgusting people like James Damore, but I believe that he was meaning all those things. Also please do not be like uber.

So, in order to increase the diversity in your company, start to respect different people from you. Start respecting women around you.


About me

Here is my resume: http://mynameismidori.com/resume.pdf

And here is my website:

http://mynameismidori.com

Hiç Bilmeyenler İçin Nesne Yönelimli Programlamaya Giriş-12 Düzgün dizin yapısı

Bu yazı Hiç Bilmeyenler İçin Nesne Yönelimli Programlamaya Giriş-11 Bileşenler, Composer ve JSON yazısının devamıdır. Önce onu okumanızı öneririm.

View at Medium.com

Buraya kadar composer kullanarak bileşenleri nasıl yükleyip erişebileceğimizi öğrendik. Şimdi sıra geldi onu kullanmaya. Bu yazıda PHPUnit anlatacağım, ancak herşeyden önce doğru dürüst bir yazılım paketi nasıl olur kısaca ona değineceğim. Adım adım ilerleyeceğiz. Eğer yoksa hemen GitHub hesabı kurmanızı öneriyorum. Kitabımda GitHub kurulumunu, nasıl üye olunacağını anlatmıştım.

Doğru Dürüst Dizin Yapısı

Doğru dürüst bir projemiz olsun istiyorsak dizin yapısına dikkat etmemiz gerekiyor. İster JavaScript, ister PHP, hangi dilde yazılım üretiyorsak üretelim, her zaman söylediğim gibi, bazı iyi pratiklere dikkat etmemiz lazım.

Her türlü projede en az iki tane dizinimizin olması şart: src ve tests. Src dizini adı üstünde source yani kaynak kodumuzun bulunduğu dizin olup, tests ise, PHPUnit veya başka bir test aracı kullanarak yazacağımız testlerin bulunacağı dizindir.

Örneğin güzel bir araç olan thephpleague/json-guard paketinin dizin yapısına bakalım.

Örnek paket

Bu paket üç dizinden oluşuyor.

  1. Docs: İsteğe bağlı olarak projemizin dokümanlarını tutabileceğimiz dizin.
  2. Src: Kesinlikle ve kesinlikle kaynak kodlarımızı tutmamız gereken dizin.
  3. Tests: Testlerimizi bulunduracağımız dizin.

Her açık ya da kapalı kaynaklı projede olması şart olan dosyalar da var. Bunlara da tek tek bakalım. Sonu md ile biten dosyalar markdown formatındadırlar. Bu formatı daha sonra detaylıca anlatacağım. Bir de paketlerimiz tüm dünya tarafından kullanılsın istiyorsak kesinlikle yazı içeren dosyalarımızı ingilizce yazalım.

  1. README.md: Her projede olması kesin şart olan dosya, projemizi kısaca tanıttığımız yer. Yazılımımızın yüklenmesi, nasıl kullanılacağı, kodun nasıl test edileceği gibi değişik yönergeleri de içerir. İyi README.md yazmak bir sanattır. O yüzden buna da detaylıca bir yazı ile değineceğim. (gerekli)
  2. LICENSE.md: Yazılımımızı hangi yazılım lisansı ile dağıttığımızı gösteren dosya. GPL olur, MIT olur ama ne olursa olsun, lisans bu dosyada durur.
  3. CHANGELOG.md: Projede yaptığımız değişiklikleri belirli bir formata göre yazdığımız dosya. (isteğe bağlı)
  4. CONTRIBUTING.md: Projenize katkı yapmak isteyen kişilere söylemek istediklerinizi buraya yazıyorsunuz. (isteğe bağlı)

Diğer dosyalar belirli araçları yönlendiren ayar dosyaları olduğundan onları daha sonra detaylıca anlatacağım. Ama kısaca değinmek gerekirse:

  1. .gitignore: Github aracının belli dosyaları görmezden gelmesini istediğimizde doldurmamız gereken dosya.
  2. .gitatrributes: Yine Github aracının belli dizin ve dosyalara bizim isteğimize göre özellikler atamasını sağlayan araç. Testlerin server’a indirilmemesini sağlıyor. (Not: Çok önemli. Asla, asla, asla testlerinizi production yani canlıda çalıştırmayın, test dosyalarını ve araçlarını canlıya almayın.)
  3. composer.json: composer paket yöneticisi için paketimizi tanıtmaya yarayan json dosyası.
  4. phpunit.xml.dist: PHPUnit aracını yönlendiren xml dosyası.
  5. .travis.yml, .scrutinizer.yml, CI yani sürekli entegrasyon araçlarını yönlendiren dosyalardır. Çok ileri bir konu, kitabın sonunda anlatıcam.
  6. .editorconfig, kullandığımız IDE yazılımının kod stilini ayarlayan dosyadır.

Şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazıda test yazmayı anlatmayı düşünüyorum.

How Erdogan has reshaped Turkey

My response to Washinton Post’s call for comments about regression of Turkey in 15 years.

Latuff is my favorite cartoonist.

Turkey was a more secular, tolerant place. An atheist author could debate with clerics on TV, and everybody was okay with that. Mainstream media had left-wing anchormen, writers. Due to the oppression of mainstream media, almost all left-wing people are wiped out from media, and they had to join Internet newspapers. Those Internet newspapers are continuously banned or censored. If someone claims anything negative about AKP government, they are quickly put in jail. Also, almost all democratic rights are wiped out. The freedom of demonstration against government simply doesn’t exist. If you are not related to the AKP, you cannot get an official job at state. If you are a well-known opponent, a phone call from a local party representative to your boss makes you unemployed in one second. Gay pride is banned. LGBT people aren’t protected against hate at all.

You can find the whole Washinton Post article here: https://www.washingtonpost.com/graphics/world/living-under-akp-turkey-referendum/