2018 yılında hala PHP öğrenmeye değer mi?

https://dev.to/mporam/is-php-relevant–1np

Dev.to platformunda Mike Oram tarafından yayınlanan “Is PHP relevant?” adlı yazının Türkçe çevirisidir.

Bana akademisyenler, iş başvurusu yapanlar hatta diğer geliştiriciler tarafından en sık sorulan sorulardan biri “Neden PHP öğretiyorsun?” hatta bazen “PHP ölü bir dil değil mi?” sorusudur.

En başından bu konuda gayet açık olayım. PHP ÖLÜ BİR DİL DEĞİLDİR.

2017 yılının aralık ayında, PHP internette server tarafında kullanılan programlama dillerinin %83’ünü oluşturuyordu. Bu sonucu PHP tabanlı WordPress gibi içerik yönetim sistemlerine borçluyuz, ama bu hazır içerik yönetim sistemlerini bu orandan çıkarsak dahi, PHP web’in %54’ünden fazlasına güç vermekte. Zaten, aşağıdaki grafiğe bakarsanız, PHP’nin market payı 2017 yılında gayet tutarlıymış hatta artış göstermiş.


Eylül ayında ‘IT endüstrisi için uygun’ yetenek ve teknolojiler hakkında bir blog yazısı yazmıştım. O blog yazısını yazdığım sırada, PHP ve Javascript iş pazarında açık ara aranan özelliklerdendi. Hala da böyledir. Tesadüfi olmayan bir şekilde, akademide en çok vakit ayırdığımız iki dil de PHP ve JavaScript’tir.

Şimdi, yeni programcılara en çok öğretilen diğer dillerin kullanım istatistiklerine bir göz atalım. Üniversiteler Java veya C’ye odaklanmaya yatkınlar. Bunun sonucunda bir çok girişim uygulamalarını bu dilleri kullanarak geliştirmekte. Tüm bu çabaların sonucunda Java server tarafındaki uygulamaların %2.5’una güç veriyor. C hiç bir yerde görülmemekle beraber, bazen üniversitelerde öğretilen ASP.NET %14.2 oranına ulaşabilmiş. Programlama workshoplarında en popüler olan Python, Ruby veya sunucu tabanlı JavaScript dillerinin hepsini birden topladığımıza, internettin sadece %1.2’sine güç verebilmişler. Sunucu taraflı JavaScript (node.js) en hızlı artan sunucu taraflı teknoloji olmasına rağmen halen az kullanılıyor ancak tabiiki öğrenilmeli. (Biz akademik takvimimizde Node.js öğretmeye 1 hafta ayırıyoruz)

Techrepublic kısa bir zaman önce 2018 yılında öğrenilmesi gereken “top” dilleri sıraladığı, PHP ve JavaScipt’in ilk 6 ya girdiği, PHP’nin 2017 yılında 9’unculuktan 6’ncılığa yükseldiği bir makale yayınladı.

Peki neden bir sürü kişi PHP’nin uygunsuz ya da ölü bir dil olduğunu iddia ediyor?

Bunun, benim gördüğüm iki ana nedeni var. Birincisi, bu geliştiriciler arasında dolaşıp duran bir söylentiden ibaret. PHP, ilk zamanlarında görece olarak yavaş, nereye gittiği belli olmayan ve bir sürü tutarsızlığa sahip bir dildi. Yıllar boyunca PHP bayağı bir gelişti, hatta 2009 yılında 5.3 sürümünün yayınlanmasından beri, eski şikayetlerin çoğu düzeltildi. En son sürüm (7.1) son derece hızlı, modern ve güçlü bir şekilde nesne yönelimliliğe odaklanan bir dildir.

İkincisi, PHP esnek ve “loosely typed” yani kesin tür belirtilmemiş bir dildir. Bu, metin editörünü açıp hızlı yazılım geliştirmeye olanak verse de, kolayca kötü kod üretmeye de yol açmakta. Yani kendi başarısının bir kurbanı olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak, düzgün bir şekil yazıldığında, ve DRY, SOLID ve MVC gibi (bizim de akademide öğrettiğimiz) metodolojiler kullanıldığında, PHP gerçekten güçlü, iyi bir çeşitliliğe sahip, bir çok şeyleri sunabilecek hızlı bir dildir.

Yani, PHP ölmedi. Her dilde olduğu gibi kendine özgü kusurları olsa da, bırakalım istatistikler bizim yerimize bu iddialara cevap versin.

Şanslıysanız, işiniz varsa ve keyfiniz yerindeyse


Herkes sizin kadar şanslı değil. Oturun, etrafınızdaki insanlara iş paslayın, yardım edin, dayanışın. Yarın siz de işsiz kalabilirsiniz. Üstelik bugün yaptığınız iyilik, size yarın daha fazla bir şekilde geri dönecektir.

Kimsenin hayatına imrenmiyorum. 33 Yaşındayım. “Projelerle PHP7” adlı basılmış programlama kitabım var. İngilizce, İtalyanca, Çekçe, biraz Japonca konuşabiliyorum. PHP, Objective-C, Java, Javascript biliyorum. PHP diline katkı yapan tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Bütün bunlara rağmen, cinsel kimliğimden dolayı ayrımcılığa uğradığım için işsizim. Bir sürü insan işyerlerinde mobbinge, ücretsiz ek mesaiye, sigortasız çalışmaya maruz kalıyor. Eğer rahatınız yerindeyse ve şansınız yaver gidiyorsa, verdiğiniz emeklerin karşılığını alabiliyorsanız, etrafınızdaki, size tembelmiş gibi görünen insanları eleştirmeyin. Çünkü en yakınımdaki insanların, çaba göstermediğimi ve tembellik ettiğimi iddia etmelerinden bıktım usandım.

Herhalde geçen yıl ağustosta işsiz kaldığımdan beri bin işe başvurmuşumdur. Tek bahane, evet teknik olarak aradğımız kişisin ama pozisyonu başkasıyla kapattık. Aynı bahaneyi kiralamak için ev ararken de duyuyorum. Evet, bu evi beğendim diyorum, a pardon, başkasına söz vermiştik diyorlar. Siz şanslı, azimli, çalışkan olabilirsiniz, ancak kapitalist sistemin ezdiği üzdüğü yorduğu insanların şikayetlerini duyarsanız, aman öf deyip harcamayınız. Kitabı olan Bilgisayar Mühendisiyim efendim, kendi seviyemden aşağı işlere de girmeyi denedim, ancak hiçbir işe “farklı” insanları almıyorlar. Türkiye ve doğu avrupa ülkelerinde nepotizm var, ancak homofobi ve transfobi heryerde. Hollanda’da bile başıma geldi.

Eğer yine de size cahil gibi, lümpen gibi görünen, hayatta amacı olmadığını düşündüğünüz insanları eleştirecekseniz, şunu bilmenizde yarar var: Bu insanlar kendileri bilinçle bu konuma gelmediler. Bu konuma onları burjuva ekonomik sistemi getirdi. Daha ucuz işgücü amacı ile lümpenleştirilen kitlelerin sonucudur onlar. Alt yapı kurumları üst yapı kurumlarını belirliyor. Yani toplumların geçim biçimleri onların kültürel, entelektüel yapılarını belirliyor. Daha henüz şehirleşmiş, daha tarım toplumundan, sanayi ya da bilim toplumuna geçememiş kitlelerden kaderciliğin dışına çıkmalarını beklemek haksızlık olur. Sonbaharda yaptığı yatırımın getirisini bir sonraki yaz alacak olan kitle tabii ki kaderini tanrıya dine tılsıma duaya büyüye bağlayacak. Üretim ilişkileri değişmeden bu kitleden proaktif bir şekilde kendilerini geliştirmeleri beklenmez. Ayrıca bu kitle, ekonomik sistem için en ideal kitle, eğer eğitimli bilinçli olursa, içinde bulunduğu durumu değiştirmek isteyecek ve ucuz işgücü olmaktan çıkacak. Bu kitlenin böyle olması için ilkokuldan itibaren ifade düşünce mekanikleri sistematik olarak bastırılıyor.

Tabii bu benim tahlilim, katılırsınız katılmazsınız. Bir de bunun dışında gerçekten çaresiz olan kitle var, benim gibi, ya da taşeron işçiler gibi, aladağ’da tarikat yurduna mahkum edilen aileler ya da KHK ile işten çıkarılan solcu akademisyenler gibi. Demek istediğim, kızmanın, eleştirmenin de çözüm olmadığı. İlerici olan toplum kesimlerinin kendi alternatif toplumsal yapılarını kurmaları gerekiyor. En basitinden otobüs duraklarındaki kütüphaneler ya da ücretsiz eğitim seminerleri gibi. (Gerçi geçen gördüm, duraktaki bütün kitapları çalmış hayvanoğlu hayvanlar) Eleştirmek yerine insanları uyuşukluktan çıkaracak pragmatik yapıların tasarlanması gerekir diyorum.

Sonuçta her gün ay hafta yıl, durmaksızın sübyan mektebinden, okullarda dağıtılan saçma sapan kitaplara kadar çalışan bir uyuşuklaştırıcı gerici kuvvet var. Mesela hergün yarın işsiz kalıp kalmayacağı konusunda endişe duyan taşeron yüksek gerilim işçisinin, neden sağlığını düşünmeyip sigara içtiğini eleştirmem.

Şimdilik bu kadar. Sağlıcakla kalın.

Kalpsiz Devlet

Açığa alındım, işimi geri istiyorum. Nuriye Gülmen

İşten yorgun argın geldiniz, öğrencileriniz bugün baya enerjiktiler ve sizi sorularıyla yordular, merdivenleri çıkarken belki de bacaklarınız sızladı, kapının kenarına sıkıştırılmış bir zarf gördünüz, zarfı açtığınızda, bilmem hangi ilin bilmem hangi ilçe adliyesinin, bilmem hangi savcısının makul şüphesi nedeniyle işinizden uzaklaştırıldığınızı, açığa alındığınızı öğreniyorsunuz. Ertesi gün gidebileceğiniz bir işiniz yok.

Dilekçeyle ilgili makamlara itiraz ettiniz, çünkü işsiz kalmanız demek, kiranızı ödeyememeniz, cebinizde beş kuruş paranızın olmaması, etraftaki insanlara, akrabalara karşı boynunuzun bükük olması demek. Dilekçeniz belki reddedildi, belki de incelenmesi aylar sonraya ertelendi ya da hiçbir cevap alamadınız, çünkü dilekçenize cevap verecek kurum, ‘erk’, yani devlet, yani güç sahibi, sizi işten atabilir, işe alabilir, hastaysanız size aylar sonrasına ameliyat tarihi verebilir, isterse de tanıdığınız varsa, yani puanınız yüksekse, torpiliniz varsa, aynı haftaya da tarih verir, böylece ameliyat sırasında ölmezsiniz.

Dilekçenize verilen cevapta normal prosedürü beklemeniz söylendi, fakat kimse nasıl aç kalmayacağınıza dair birşey söylemedi. İşinden atılan bir insan, ne yer, ne içer, nasıl hayatta kalır kimse bilmez. Ya bunalıma girip intihar etmeniz, ya da aç kalıp ölmeniz beklenir. Çünkü devlet kalpsizdir, gücü ve iktidarı ya da herhangi bir ünvanı ele geçirenler, tıpkı Stanford deneyindeki gibi insanlıktan çıkarlar, canavarlaşırlar.

Bir insanın işinin olmaması öyle kötü bir şey ki. Sabah uyandığınızda yapacağınız hiçbir şey yok. Geleceğinizi düşündüğünüzde, göğsünüze bastıran bir ağırlık, insanların yüzüne bakarken hissettiğiniz eziklik. Kendim, 1 sene 4 aydır işsizim, 1 yıl önce kimliğimden ötürü saldırıya uğradım, şikayetçi olduğum devlet erkek şiddetine karşı beni haksız bularak, bana fiziksel olarak saldıran ve kamera kayıtlarını silen şahsa neredeyse ödül verdi. İtiraz ettiğim halde delil yetersizliğinden dolayı hiçbir sonuç alamadım. 1 yıldır bu olayın travmasını atlatmaya çalışıyorum. 1 yıldır işsizliğimin yanında kalpsiz bir devletten yardım bekliyorum. Kalpsiz devletin ne olduğunu çok iyi biliyorum.

Erk ya da iktidar denen olgu, bir kişiye başka insanların üzerinde tahakküm kurma gücünü veren varlıktır. Her türlü hiyerarşi, başkan, başkan yardımcısı erke ve iktidara, yani kalpsizliğe, vicdansızlığa, ahlaksızlığa ve insanlıktan çıkmışlığa atılmış bir adımdır. Bugün işyerinde herhangi bir çalışanına gıcıklık yapan (aslında mobbing uygulayan) kişi kalpsiz iktidardır. (Not: size yapılan şaka sizi güldürmediyse, bu mobbing’dir.) Gönüllüsü olduğunuz dernek, dediklerinizi, önerilerinizi dikkate almayıp sizi görmezden geliyorsa, belli bir politbüro içerisinde bir inisiasyondan geçmeniz bekleniyorsa, grubun tek bir üyesinin eline geçirdiği güç ya da adminlik sayesinde sizi gruptan atma yetkisi varsa, bu yine mobbingdir, sorundan kaçmaktır, aynı iktidar erkinin devlet gücünün yeniden canlandırılmasıdır.

İster sağ, ister sol, isterse futbol klüplerinin taraftar derneklerinde, başkan, başkanlık divanı üyesi, başkan yardımcısı, merkez yönetim kurulu, karar komitesi gibi absürd ünvanlar ve bu ünvanların peşinde koşan insanlar olduğunu görmek, insanların toplumda kendi kişilikleri ve kendilikleri ile saygı ve sevgi görmediklerinin en büyük göstergesi. Dandik bir facebook grubunun admini bile, grup admini olduğu veya etrafına ne kadar çok kişi topladığı ile övünüp, bu övgülerden kendine başkanlık çıkartabiliyor, bu minik başkanların çevrelerinde yine onlara övgüler dizerek, bir sosyal puan, bir paye bir fayda elde etmeye çalışan hüzünlü insanlar toplulukları da mevcut.

Özellikle Türkiye’de iktidar demek, fayda demek. Oportünizmin geniş kitlelere yayıldığı 2017 yılında, kemikleşmiş iktidar, oğlunu işe yerleştirdiği, sana kaymakamlıktan yardım çıkardığı ve sen uslu olduğun sürece seni beslediği, ancak HES’lere, ağaçların ve doğanın katledilmesine, haksız işten çıkarmalara, taşeronlaşmaya ses çıkarırsan ve buna karşı yazıcıdan bastığın fikirlerini sokakta dağıtırsan örgüt üyesi ve saçma sapan iftiralarla seni terörist olmakla suçlayan varlıktır. Öyle bir devlet örgütü ki, başındaki adamın keyfine göre yapılacak havalimanının yeri değişebiliyor ve bunu kimse sorgulamıyor. Bu kişi bu havalimanının yerini dikte ediyor, ve ona diktatör denmesi kriminal bir olgu. Karşı çıkanları, ‘rahatsız olsanız da, olmasanız da’ diyerek hakir görüp aşağılayan iktidar zihniyeti, en büyük bin odalı saraylardan, en abuk ilçe belediyelerine ve 50, 100 kişilik sol örgütlerden, bilmem kaç bin kişilik mail gruplarına kadar kanser gibi yayılmış vaziyette.

Bütün bunların sebebi, kendi yerini hiyerarşilerle, başkanlarla, dışladığı çatlak seslerle sağlamlaştırmaya çalışan, burjuva ekonomik sistemi, ve bu sistemin aşağılıklaştırdığı, çıkarcılaştırdığı, “benim derdim değil”, “prosedür böyle”, “önce MYK karar verecek” diyebilen kalpsiz insanlardır. Devlet, dernek, mail grubu ya da facebook grubu insanlardan oluşur, kurumlar sadece hava, cıva ve soyut varlıklardır. Bu kurumlar ve iktidar, tıpkı herkesin kağıt paranın değeri olduğuna inandığı için değerli olmaları gibi, olmayan bir gücün kendilerinde olduğunu inandırmaya çalışırlar. Güçlü makineleri olan ve insanlığa faydalı ürünler üreten bir fabrika gibi değil de, insanların yıllar önce bozulmuş makineleri çalışıyor gibi göstermek için ellerinde çubuklarla tak tuk sesler çıkarıp, sadece korku, şer ve fesatlı ürettiği yapılara dönüşmüşlerdir.

Taşerona karşı çıktı diye sokağa atılan, açlığa mahkum edilen bir işçi, gay olduğu ve genel ahlak gerekçesiyle işinden atılan polis, transseksüel olduğu gerekçesiyle işten atılan ve dayak yiyen yazılım mühendisi, solcu olduğu ve iktidarı reddettiği, halkın iktidarını savunduğu gerekçesiyle işinden atılan akademisyen ve öğretim üyesi, burjuva iktidarının ibretlikleridir. Ancak bu iktidar sadece içi boş, hiçbir bilim, yenilik, mutluluk üretmeyen bunun yerine, kendi iktidarına yakın yayın organlarında sefillik, ahlaksızlık, hakaret, iftira ve pislik üreten bir gulyabanidir.

Ve gulyabani yoktur, olamaz.

Ruhsuz ve Akılsız Haber Siteleri

Not: Bu yazıyı 2007 yılında yazmışım, ama haber siteleri hala aynı.


Olaylardan haberdar olmak, ülkemizin nereye gittiğini (Daha doğrusu götürüldüğünü, yahutsürüklendiğini) anlamak için gazete okuyorum. Gazete alamadığım zamanlarda da haber sitelerinitercih ediyorum.

Hepimizin kullandığı, sıklıkla terih ettiği birtakım haber siteleri vardır. Ben isimlerini burada zikretmeyeceğim, ancak yazıyı okudukça hangileri olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

İnsanları haberdar etmek için kurulan haber siteleri, sanki teknik olarak insanlara 5 haberden daha fazla okutmamak, daha doğrusu insanlara haber vermemek üzere kurulmuş gibiler.

Haber siteleri neden ruhsuz?

Haber siteleri genellikle aptal bir yapıya sahipler. Tüm haber sitelerinde sanki ağız birliği etmişçesine 5 tane haberden oluşan, Javascript ya da Flash kullanan (ki bu sonuncusu tam bir baş belası) “Resimli Manşetler” mevcut. Bu haberleri rahatlıkla okuyorsunuz. Eee? Başka ne var? Onu da anlamanız için alt tarafta kategorilere ayrılmış küçücük, zavallı haber linklerinigörüyorsunuz. Sonuç olarak istediğinizi alamadan, yani haberdar olmadan, ve içinizden kötü kötü kelimeler geçirerek siteyi terk ediyorsunuz.

Açıkçası ben haber sitelerinden gazete okurken aldığım keyfi ve bir şeylerden haberdar olma duygusunu yaşayamıyorum, (hoş, haber tekelleri ve önünüze atılan haberlerden başka, gazeteler ne veriyor diye sorsam; onun da yanıt kısmında kocaman bir çizgi var.)

Haber siteleri neden akılsız?

Şimdi dünyada gelişen teknolojilere bakarsak, Google fotoğrafları etiketliyor, insanlar kendi haber mecralarını kendileri kuruyor (Burası gibi :), Kişiye ve aramaya özel reklamlar ve internet siteleri türüyor, ama haber siteleri hep aynı kalıyor! Bir türlü teknoloji dünyada haber sitelerine giremiyor.Hep karşınızda, ayrı ayrı çuvallara doldurulmuş spor, politik, güncel (Bu güncel lafına da hastayım, diğer haberler güncel değil mi? Eski mi onlar?) haberler var. Siz de samanlıkta iğne arar gibi, haber aramak zorundasınız. Hiç ilginiz olmadığı halde eğer taze haber yoksa, karşınıza salakmagazin haberleri çıkabiliyor.

Alakasız haberler?

Bir konu daha var. Şimdi bir olay olmuş, iki gün sonra bu olayla bağlantılı bir olay daha olmuş. Haberde eski haberle ilgili ne link var ne bişey. E, kardeşim ben ne bileyim senin bu anlattıklarının kim olduğunu? Mesela blog sitelerinde veya pilli.org sitelerinde etiketler mevcut. Allahtan bu kısmen bu konuya çare oluyor.

Ne yapılabilir?

Aslında çok fazla şey yapmaya gerek yok, sadece biraz güncel teknolojileri takip etmek yeterli. Bakın yabancı haber sitelerini de demiyorum, çünkü onların da durumu içler acısı. Sadece yeni teknolojileri, kullanıcıların ne istediğini (kullanıcının ilgi alanlarına göre haberler gibi.) bilmek gerekiyor.

Ha, Unutmadan,

Bir de bilim haberleri konusu var ki, tam bir kabus. Elalem, “Science” diye dergi yapıyor, abonelik istiyor. Bizde “Bilim ve Teknik” bu işi gayet başarıyla yürütüyor, ama bu haber siteleri hala yerinde sayıyor. Bugün Ntvmsnbc.com’da bile göreceğiniz bilim haberleri neredeyse iki aylık. Yahu dünyada her gün Bilim ve Teknoloji adına 1 günde hiçbir şey mi değişmiyor? Yoksa gazetelerimizin, Bilim servisleri mi yok? Eveet, cevap: Tabii ki ikincisi.

Ne diyorum ben? Biraz yaratıcı olun kardeşim!

Not: Bu haber sitelerini yapan arkadaşlar hiç mi Mozilla Firefox kullanmazlar? Mesela Habertürk’te öyle bir bug (hata) var ki saç baş yolduran cinsten. Şimdi, şöyle, siteye giriyorsunuz, tam habere tıklayacakken bir reklam yukarıdan kayarak geliyor, neyse kapan diyorsunuz, kapanıyor. Aaa? O da ne? Reklamın açıldığı yerdeki hiç bir link tıklanmıyor. Ya da bazen bazı sitelerde açılan reklamda kapat tuşu olmuyor, zorla tıklıyacaksınız yani. Açıkgözlere bakar mısınız?Fırsatçı kurnazlar sizi. Ama az kaldı, bu tekel yıkılacak!

(internet sağolsun.)

İçimizdeki canavar

Intel Türkiye’nin pazarlama müdürüymüş adam. Yeğeninin yüzüne asit fırlatmış. Çocuğun bir gözü kör olmuş. Yüzü yanmış. Haberin diğer detayları şurda: https://tr.instela.com/kapitalizm—14690193

Bir bilimsel araştırma facebookta başkalarının mutlu anlarını görmenin insanları depresyona soktuğunu belirtiyordu sonuç bölümünde. Aşağı doğru her kaydırma, her bir paylaşım birilerinin bir şeyleri görmesini sağlamak için sıklıkla. Kimseye ilham vermek veya sevinçleri üzüntüleri paylaşmak adına değil. Herşey oradaki like sayılarını arttırmakla ilgili. Yapılan diyet, yenen yemek, gidilen tatil, okunan kitap bile sosyal medya üzerinden yansıyınca materyalleşiyor. Etrafa belirli bir meta değeri üzerinden arz ediliyor. O ortaokuldaki lisedeki barbour giyerek övünen ruh hastaları büyüdü ve “kocişleriyle pompiş keyfi” paylaşıyorlar. https://eksisozluk.com/genc-evlilerdeki-olaganustu-kiroluk–2272487?p=4

Hayatlarını repütasyon üzerine kuran manyak, psikopat, ruh hastalarıyla birlikte yaşıyoruz. Elde edecekleri para, keyif alarak mutlu olmak adına değil. Onlar için keyif, paylaşmak, hayatlarını dahi metalaştırıp piyasaya arz ederek, değerini artırmak üzerine kurulu.


Metalaşarak dolaşıma giren her şeyin, meta değeri artar maddeleşir, ancak özünden koptuğu kadar da özüne yabancılaşır. Marketten para verip aldığın yoğurdun, evde binbir emekle mayaladığın yoğurtla ne içerik olarak ne de sağlığa fayda olarak alakası yoktur. Hayatlarımızda yaşadığımız her anı da bu şekilde maddeleştirmemizi körükleyen sosyal medya bağımlılığı, yaşadığımız anları da dolaşıma sokuyor ve like para birimi şeklinde borsada arz ve talep görmesini sağlıyor.

Bu şekilde insanlıktan çıkıyoruz. Düşünmeden yediklerimizi paylaşarak. Ya da midpointe gidiyosan bundan banane kardeşim. Yahu aç insanlar var dünyada, sen yediğin yemeğin, gezdiğin yerlerin resmini paylaşıyorsun, utanmadan sıkılmadan. Nazar değer diye bişi vardı bu toplumda. Ya da “nispet yapar gibi” diye bir deyim. Paylaşma kardeşim. Paylaştıkça daha da fakirleşiyorsun, insanlıktan çıkıyorsun. Senin içinden de 3,5 yaşındaki çocuğa asit atan kapitalist bir manyak ortaya çıkıyor.

Yapma.